7 Nisan 2008 Pazartesi
Bölme Problemi
Cevabını bulamadığım ve bulamayacağımı tahmin ettiğim bir bölme problemini burada paylaşmak istedim. Belki bir bilen çıkar. :)
Derslerinde yardımcı olduğum çocuklardan biri bana gelerek; matematikten bölme işlemi gerektiren birkaç problem kurup çözmesi gerektiğini söyledi ve yardımcı olmamı istedi. Başlarda problemi benim kurmamı istediyse de bir büyüğü olarak nasihatle karışık (ya da işin içinden sıyrılma çabasıyla :P) bunu kendisinin yapması gerektiğini, bunun amacının onların düşünme yeteneklerini gelişmek olduğunu söyledim.
Eğitim sistemimizin vazgeçilmez kadrolu elemanlarından olan Ayşe ve Ali ve de onların aile bireylerinin bir türlü kesinleşmeyen yaşları her yıl öğretmen ve öğrenciler arasında güncel tartışma konularından olagelmiştir. Gerek verilen ödevlerde veya tahtaya kaldırılmak suretiyle sorulan sorularda, gerekse yapılan sınavlarda Ayşe veya Ali'nin akrabalarından bazılarına rastlamak mümkün. İnsan, acaba bu insanlar çözemedikleri problemleri sınıflarda gündeme taşıyıp o küçücük öğrencilere mi çözdürmeye çalışıyorlar diye düşünmeden edemiyor. Belki de soruları soran öğretmenler o problemi yaşayanın kendisi olduğunu söylemekten utanıp Ayşe veya Ali takma adını kullanarak çözüme yönelik bir fikir edinmeye çalışıyordur. Mesela 40 yaş sendromu olan bir bayan, Ayşe takma adını kullanarak; "Ayşe'nin annesi 86 yaşındadır. Ayşe de 38'inden sonra her sene 39'una girdiğine göre Ayşe şimdi kaç yaşındadır?" gibi bir problem sormuş olabilir. Bu durum açıklığa kavuşturulmadıkça ve Ayşelerin görevleri devam ettikçe bu tür düşünceler daima zihnimizde yer bulacaktır. :)
Bu tür eğitim sisteminin bir öğrencisi olan bizim çocuk da bütün bu gündemde tutulan meselelerden bilinçaltı epeyce etkilenmiş olacak ki kurduğu ilk problem Ayşe ve yaşı ile ilgiliydi. Ama bizimki belki aklında kalan, meselenin temel yapıtaşı kelimeler olduğu için; belki de uzun cümle kurmaktan üşenip biraz kolaya kaçarak kısa ve bir o kadar da öz bir soru sormuştu. Ve bence meselenin özünü keşfetmişti (bu çocukta filozofluk belirtileri görüyorum :P ) Öğretmeninin, bölme işlemi gerektiren problemler kurmasını söylediğini unutan çocuk, problemi şu şekilde kurmuştu: "Bir Ayşe kaç yaşındadır?" :)
"Yeter artık Sayın Ayşeler! Şu yaşınızı söyleyin de siz de kurtulun biz de" der gibi olmuştu bu soru. :)
Ve'l hâsıl-ı kelam, çocuğun bu soruyu sorduktan sonra cevap bekleyen gözlerle bana bakması bütün matematik bilgimi iflas ettirdi. :) Adım Ayşe olmadığı için soruyu hiç üstüme alınmadım ama çocuğun o bakışları beni derinden etkiledi. Bu soru bir cevap bulmalıydı.
Ben de düşündüm ve bu soruyu buraya yazarak gündeme getirmeye karar verdim. Sayın Ayşeler ve Ayşeleri tanıyanlar! Ve bu konuda bir bilgisi veya fikri olanlar! Sizce bir Ayşe kaç yaşındadır?.. :)
13 Şubat 2008 Çarşamba
Ses ve Sessizlik

Ellerimi hiç bırakma…
Bir gürültü koptu ve aniden girdi içeri ses. Zorla olmuyor hiçbir şey. Zorla gözler görmüyor, kulak duymuyor, dil konuşmuyor, ayak gitmiyor. Zor la olmuyor, zor tek başına bırakılıyor. Çağırılıyor ve geri çevriliyor. Böylece gelgitler başlamış oluyor. Yüreğim kabarıyor, gözlerim kararıyor. Fırtına yaklaşıyor galiba…
Sessizlik susuyor. “Sabret” diyor içinden, “henüz değil”…
“Ama ellerini hiç bırakma, sıkıca tutun bu boşlukta. Var olan neye rastlarsan ona tutun, onu tut. Unutma ki tüm varlıklar seni gerçek varlığa götürecektir. Ama sakın illüzyonlarla gerçekleri birbirine karıştırma. İkisini ayırabilmek için kitabını kullan. Gerekirse asanı yere at ve gerisini O’na bırak.”
Derken bir gürültü daha kopuyor. Fırtına hep gürültüyle geliyor. Gürültü dediğin sesler karmaşasıdır. Ruhtan yoksun, anlamdan yoksun titreşimlerin faydasız mücadelesi… Ne yapmaya çalışıyor bu ses, bilmiyorum. Ama görünen o ki ortalığı karıştırıyor. Bir toz bulutu kaldırıyor. Galiba amacı da toz bulutu kaldırmak. Tozu dumana katıp gözleri yanıltmak. Çünkü bu oyunu açıkça oynayacak kadar cesur değil. Çünkü kaybedeceğini o da iyi biliyor. Ve çevirdiği bin bir dalavere ile karşısındakini oyuna getirip işin içinden sıyrılmaya bakıyor.
Sessizliğin görünmez kelimeleri karşılıyor onu. Tüm zırhlarını kuşanmış bekliyorlar. İlk emri bekliyorlar. Sessizlik kitabı açıyor ve ilk emri gösteriyor onlara. Önce “oku” diyor, “sonra konuş”. Bir okursan bir konuşursun, çok okursan çok susarsın. Eğer çok susarsan sessizlik olursun.
Ve fırtına farkında olmadan ardından yağmuru getiriyor. Bak gökten yağmur damlaları inmeye başladı bile toz bulutunun üzerine. Hava temizleniyor, yerler yıkanıyor. Etrafı mis gibi toprak kokusu kaplıyor. İnan ki, karanlık dağılacak ve güneş tekrar sıcak yüzünü bize gösterecek. Yeter ki sen inan ve ona güven. O kendisine inananları asla yarı yolda bırakmaz.
Ellerini bırakma!
Lütfen ellerimi hiç bırakma…
Ve sustu kelimeler; konuştu sessizlik.
Dedi: “…”